Mardin

Mardin

Mardin


Bazı kentler vardır; daha adını duyduğunuzda ruhunuzda bir şeylerin hareket ettiğini hissedersiniz. Kilometrelerce öteden gördüğünüzde heyecanlanır ve orada sizi bekleyen birilerinin, bir şeylerin olduğunu bilirsiniz. Kente ulaşıp havasını solumaya başladığınızda sizi sarıp sarmaladığını, sizi kabul edip kucakladığını anlarsınız. İşte Mardin bu kentlerin başında gelir. Mardin çağırır insanı, davet eder. Sonra da usulünce ağırlayıp, cebinize doldurduğu hatıralar ve üzerinize sinen başka hiçbir şeye benzemeyen o kokusuyla yolcu eder misafirlerini. Mardin’dir o kokunun adı.

Mardin’i birbirinden ayırıp gezemezsiniz. Bir Artuklu şaheserini görmek üzere yola koyulmuşken, Ermeni mimarbaşı Lole her köşe başında durdurur sizi ve size kendi öyküsünü anlatır. O bitirmeden, çanlar çalmaya başlar. Süryani bir azizdir bu seferki ev sahibi, o anlatır kendi hikayesini. Abbaralardan geçerken, kulağınızda bin türlü ezgi, ne olduğunu nereden geldiğini bilmediğiniz, geçmiş ve an birbirine karışır…

Mardin’de ev sahibi ne Ermeni, ne Türk, ne Süryani, ne Kürt, ne de başka biridir. Mardin’de ev sahibi Mardin’dir…